Şili komünist partisinin gençlik kolları üyesi bu kızla ilgili her hafta bir haber çıkıyor. Güzel olmasa kimsenin muhtemelen ilgi duymayacağı (sol tandanslı New York Times ve Guardian’daki birkaç haber haricinde batı basınında yer almıyor) bu isyancıyla romantik bir hava oluşturulmaya çalışılıyor sanki. Dişi Che.
“Yıllarca Şili gençliği bireysel başarıyı ve tüketimi vurgulayan neo-liberal modelin içinde harcandı. Hep benim, benim, benim. Ötekilere pek fazla bir empati yok” (Camila Vallejo / Guardian)
Empati konusu çok ilginç. Mesela kapitalist bir ülkede komünist olabilirsiniz, sizinle aynı fikirde olanlarla beraber paranız ölçüsünde bir toprak parçası satın alıp “herkesin yeteneği ölçüsünde çalışıp, herkese ihtiyacı ölçüsünde dağıtıldığı” bir hayat da yaşayabilirsiniz. Ama tersine bir komünist ülkede, bırakın kapitalist bir hayat yaşamayı, bunu dile getirme şansınız bile yoktur. Bugün özgürce hemen her düşünceyi okuyup tartışabiliyoruz ama komünist ülkelerde karşıt fikirli bir kitap bulundurmak vatan hainliği ile eş anlamlıydı. Sınırlara yakın bölgelerde sinyal bozucu kuleler vardı, yabancı yayınlar dinlenemesin diye. Bu durumda hangi sistem empatiye daha açık?
Neo-liberalizmin konusunda ise ne olduğu hakkında pek bir bilgim olmadığı için yorum yapamayacağım. Kendine klasik liberal/liberteryen diyen var, liberal diyen var ama ben neo-liberalim diyeni duymadım. Bireysel başarı konusuna gelirsek, öğrendiğim kadarıyla kendisi coğrafya okuyormuş. Şili’deki coğrafya mezunlarının ne yaptığını bilemem o yüzden ülkemizdeki duruma baktım ve görüldüğü kadarıyla okulda öğrendiklerini sadece ıvır zıvır bakanlıklarda çalışarak pratikte kullanabiliyorlar.
“Bölümden mezun olan öğrencilere Coğrafyacı unvanı verilir. Mezunlarımız Maden Tetkik Arama Enstitüsü, Devlet Su İşleri, Köy Hizmetleri, Orman Genel Müdürlüğü, Karayolları, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet İstatistik Enstitüsü,Devlet Planlama Teşkilatı vb. gibi resmi kuruluşlar ile Turizm Bakanlığı, Çevre Bakanlığı gibi bakanlıklarda çalışabilmektedir. Mezunlarımız, bölge planlama çalışmalarında ve belediyelerin planlama faaliyetlerinde görev yapabilmektedirler” (İstanbul Üni)
Hemen hepsi sadece sosyalist ülkelerde olabilecek, serbest piyasanın olduğu ülkelerde ayak bağı olmaktan öteye gitmeyen departmanlar.
Tabi coğrafya bölümü kariyer için değil de zevk için, coğrafya konularını sevdiği için okuyanlara bir sözüm olamaz. En azından mezun olduktan sonra atama istiyoruz diye ağlamadıkları sürece. Camila’nın okuduğu bölümü dikkate almamın sebebi, birçok öğrencinin serbest piyasanın talep etmediği bölümleri hem kazanmanın hem de okumanın kolay olması nedeniyle seçip, mezun olduktan sonra işsiz kalınca sürekli bir devrim hayaliyle yaşamalarından. “Bedava” eğitim, ahlaki sorunları bir yana (bireysel bir yatırımı başkalarının finanse etmesini istemek), yapısal verimsizliği de getirir.
Bedava sirke baldan tatlıdır
Doğrudan doğruya eğitim ücreti öğrencinin cebinden çıkmadığından dolayı ne okul ve bölüm seçiminde yeterli araştırma yapılıyor ne de seçilen bölümü zamanında bitirmeye gayret ediliyor. Kaldı ki üniversite mezunu olmanın pratik bir fayda sağladığı mesleklerin sayısı çok da fazla değil. İş hayatında fayda sağlamayacak bir bölümü okumak için niçin bir insan hayatının dört yılını ziyan etsin? Bazı insanlar için buna dört yıllık lise dönemini de katabiliriz.
Not: Şili’de kar amaçlı özel üniversite kurulmasına 1981’de izin verilmiş ve devlet desteği kademeli olarak azaltılmış. Ancak 1981 öncesi sekiz devlet üniversitesinde 150binden az öğrenci okuyorken bu sayı bugün yarısından fazlası özelde olmak üzere 1.1 milyona çıkmış(NYTimes – Aynı makalede açlık grevinde bulunan bir öğrencinin psikoloji okumak isteyip maliyetinden dolayı okuyamadığı da yazıyor).
Not2: Şili, Güney Amerika ülkeleri arasında kişi başına gelir oranının en yüksek olduğu yer.
Üniversite eğitiminin amacı kariyer değildir
Bazıları diyor ki üniversite eğitiminin temel amacı bilim ve felsefe olmalıymış. Sayısalcılar bilim insanı, sözelciler filozof olacak. Tabi bunlardan biraz ödün verilerek mühendislik gibi teknik konuların da az da olsa öğretilmesi iyi olabilir. Bu görüş devlet kontrolündeki eğitim sisteminin bozuk olmasının belki de en büyük nedeni. Rekabet olmadığı için kalitenin sürekli düştüğü okullardan pratik bir yarar sağlayamadan mezun olan öğrenciler işsiz kalıyor, bu memnuniyetsizlikle de saldırganlaşıp devrim hayalleri kurmaya başlıyorlar. Halbuki piyasa kurallarının işlediği bir eğitim düzeninde hem verimlilik artar / birim maliyetler düşer (verilen eğitime oranla), hem de mezun olduktan sonra hayata daha hazırlıklı girilir. Böyle bir düzende bilimin feda edileceğini düşünmek de saçmalık olur, çünkü teknoloji üretmek için bilim yapmak gerekiyor. Bugün dünyanın en pahalı üniversiteleri ABD’de ama en çok bilimsel buluş ve teknolojik yenilik de bu üniversitelerden geliyor.